Anasayfa   Forum   Resim   Video   Defter   İletişim  
Ana menü
Anasayfa
Haber
Forum
Resim
Video
Ziyaretçi Defteri
İletişim
Kategoriler
Haber
Ertan Doğan
Tayfun Erkızan
Behzat Kocavardar
Memnune Doğan Makaleler
Ergül Dağcı Makaleler
Dikili Engelliler Dayanışma Derneği
Dikkatimi Çekenler
Fıkralar
Duyuru
Linkler
Video
Kaleci hatası
Deprem
Tarihteki en ilginç 5 Gol
Dünyanın en komik golü
Dünyadaki En komik sahneler
Sayaç
Bugün  Toplam 
 Tekil 12  15564 
 Çoğul 15  22674 
 Online
 IP 38.107.191.95 
ÖLÜME ÇALIM
YAZAR VE KİTAP HAKKINDA


       Ertan DOĞAN 1978 yılında Bursa’da doğdu. 1978 yılı sosyal bilimciler, psikologlar ve doktorlarca “ İndigo Kids” kuşağı olarak adlandırılır. Bu kuşağın özel beyin ve yetenekleri olduğu kabul görmektedir. Doğuştan Serebral Palsi (beyin felci) hastası olan Doğan’ın İlkokulu hiç kalem kullanamadan Bursa’nın tarihi okullarından biri olan Hocailyas İlkokulunda bitirmeyi başarması biraz da bundan olsa gerek.
       Ertan, yaşamını tekerlekli bir sandalyede emniyet kemeriyle bağlanarak sürdürüyor. Hiçbir uzvunu kullanamadan bir başkasına bağımlı olarak yaşıyor. 2008 yılının “Engelliler yılı,” ilan edilmesine karşın, hala; “özürlü” ile “engelli” arasındaki farkın bile farkında lığından haberi olmayan insanların çoğunlukta olduğu ülkemizdeki okul ve kurumların, tekerlekli sandalyeyle ulaşıma uygun olmayan yapıları yüzünden ilkokuldan sonraki öğrenimine devam edemedi.
       On sekiz yaşındaydı yıllarca süren tedavilerin ve koşuşturmaların ardından iyileşemeyeceğini ve bundan böyle yaşamını bu şekilde sürdürmek zorunda olduğunu anladığında. Ertan’ın bedeni ne denli ağır bir hasar gördüyse de zekası bu devinimsiz bedene inat umulmaz derecede mükemmel çalışıyordu. Zira bu beden tüm işlevlerden ne denli uzak kalmaya çalışsa da yine de üzerinde pırıl pırıl, yaşam ve doğa kurallarına kafa tutan yaratıcı bir beyin ve zeka taşıyordu.
       Kaçınılmaz sonda büyük bir psikolojik patlama yaşayan Ertan; “Eğer hasta olmasaydım gazeteci olurdum!” istek ve inancıyla yola çıkarak yaşamında yeni bir dönemin kilometre taşını oluşturdu. Elleriyle dokunamasa da yüreğiyle dokunmayı becermişti yaşama. “Yaşam” yaşanandı, yaşanıyordu ve kaçınılmazdı. Kendi yaşam öyküsünü yazmakla başladı işe. O söylüyor annesi yazıyordu önceleri. Sonra cep telefonunu kullanmayı öğrendi. Sol elinin orta ve yüzük parmağıyla telefonunun giden mesajlar bölümüne mesaj şeklinde yazıp kaydettiği yazılarını Mesajlar halinde annesinin telefonuna gönderdi. Annesi de bilgisayara geçiyordu bu yazıları.
       İlk kitabı olan “Ben De Varım” adlı romanı bu şekilde ancak tam on yılda oluşabildi. 2006 Temmuz ayında Etki Yayınları tarafından yayımlanan kitabında, “kendi deyimiyle” yüreğini ortaya koyan Ertan DOĞAN, ikinci roman denemesi olan “Ölüme Çalım” da ise beynini koymuş…
       Zor olanla imkansız arasında gidip gelmeler insan hayatının çevrimiçleridir. Edimci olan toplum ve edinimci birey zaten olağanlarla baş edemezken Ertan DOĞAN ve O’nun gibi olanların “beniçinci” olmayan tüm eylemleri, saygın beyinli insanlar için bile örnek oluşturacak denli bir başarı ve erdem öyküsüdür. Ertan DOĞAN’ın engellileri az ama hele de engellilerin hiç engeli olmayan bir ülke ve toplum oluşumu düş’ü var. Ben buna şahitlik ederim.

Kenan BEYSOYLU
Toplum ve sosyal bilimci

ÖLÜME ÇALIM
Roman
Ertan DOĞAN
(312 sayfa)
       Bu kitapta yer alan olay ve kişilerin, gerçek kişi, kurum ve kuruluşlarla hiçbir ilgisi yoktur. Tamamen hayal ürünüdür.

Teşekkürler……

       Yaşamımdaki tüm gereksinimlerimi eksiksiz karşılayan, kendinden çok şeyler feda eden, benim için bir ailenin ötesinde olan annem Meymune Doğan ve babam Erdoğan Doğan’a, ağabeyim Ertuğrul Doğan ve eşi Zennube Doğan’a, yeğenlerim Gökhan ve Muazzez Yağmur Doğan’a… Sevgili dostlarım Tayfun Erkızan’a, Faik Alpaslan’a, avukat Turan Karadağ’a, Dinçer Sezgin’e, Şemsettin Şen’e, Behzat Kocavardar’a, Derya Sayın’a, Y.Teoman Serinkaya’ya, Nevin-Mehmet Bakır’a, Vecdi Çıracıoğlu’na, Ayşe Aral’a, Esin Utkaner’e, Bircan-Hacer Şengül’e, Egemen Nilüfer Güzel’e, Orkun Yağcı’ya, Mustafa Bozbey’e, Tayfun Talipoğlu’na, İffet Diler’e, Sonay Teker’e, M.Mahzun Doğan’a, Özer Akdemir’e, Döne Otyam’a, Aysel Arabacıoğlu’na-Tuğçe Topçuoğlu’na-Sevgi Gürer’e, Aydan Heper’e, Sibel Özman’a, Kamuran Esen’e, Zehra Uluca Sert’e, Tülay ve Tülin Onatlı’ya, Leman-Ekrem Ersoy’a, Fatoş Ceylan’a, Tülay-Düzgün Aslan’a, Ergün Kula’ya, Ali-Suna Durgun’a, Tülay-Ahmet Boldan’a, Behçet Urgun’a, Bertu-Bekir Altaş’a ve desteğini hiçbir zaman esirgemeyen Dikili Belediye Başkanı Osman Nuri Özgüven’e ve Kenan Beysoylu Hocama sonsuz teşekkürler…

ARKA KAPAK

       —Bir gece evimizin kapısını polis çalarsa hiç şaşma anne! Baksana ortalıkta Atatürkçü kalmadı, yakında bizi de alırlar içeriye.
       "Ayy, Allah korusun oğlum, deme öyle…" dedi Emine ve kulağını çektikten sonra, üç kere masayı tıklattı. Güneş şemsiyesinin altında oturmalarına rağmen, üzerinde kazak olduğu için, sıcak iyice bunaltmıştı Çağatay'ı. Gazetelere bir süre daha göz gezdirdikten sonra, ayağa kalktı. Bacaklarını açmak için mermer zeminde birkaç adım yürüdü ağırdan. Merdivenlerden bahçeye indi. Çimlerin üzerinde yürürken kendini cennetteymiş gibi hissetti. Oysa bu ev, çok zaman cehennemden farksızdı onun için. Buluşmayı geciktirdiği için, bahçesinden özür diledi üzgün bakışlarla. Görülmeye değer bir bahçesi vardı Işılların. Güller ve ortancalar karşılıklı sıralanmıştı.
       Okşanınca, çevresine mis gibi koku salardı fesleğen. Sevdalı serçelerin buluşma yeriydi çam ağacı. Işıklar yanınca içi içine sığmazdı akşamsefasının. Her ne kadar doğa, tüm cömertliğini sergiliyorduysa da bu güzel bahçede, insan görmek istemedikten sonra, yapacak ne kalıyordu geriye?
       Çağatay, fesleğene elini sürerken; 'sahip olduklarımızın değerini niye çok geç anlarız,' diye sordu içinden. Gökyüzünün mavi olduğunu biliriz de kafamızı göğe çevirip, o maviliğin büyüsüne kaptırıp kendimizi, kaç kez düşlere dalarız? Doğanın yeşilliğini severiz de, çınarın gölgesinde soluklanırken, dallarla yaprakların kendi aralarındaki söyleşisine kulak verenimiz olur mu hiç? Sırf; gökyüzü mavi, ağaçlar yeşil diye mutlu olanımız var mıdır? Çam ağacının gölgesinde çimlere uzanmış, pırıl pırıl gökyüzünü izlerken; mutluydu Çağatay, hem de çok...
'Şairin istediği mutluluğun resmi bu olmalı,' diye geçirdi içinden...
(Kitaptan bir alıntı.)

ERTAN DOĞAN
14 TL.
Ertan Doğan
Ertan Doğan Makaleler
Memnune Doğan
Memnune Doğan Makaleler
Keşke Hiç Keşkelerimiz Olmasa
Ergül Dağcı
Ergül Dağcı Makaleler
GELECEK KAYGISI
SPASTİK BİR YAŞAM
Ergül Dağcı Özgeçmişi
Ertan'a Şiir
Bir Kongrenin Ardından
Tayfun Erkızan
Tayfun Erkızan Makaleler
Cam Tavan
George Carlin
Tuzak
İyi Ve Kötü
Kral Ve Dört Karısı
Behzat Kocavardar
Behzat Kocavardar Makaleler
İnsan Kendini Yalnızca İnsanda Tanır
Üye Menü
Üye adı :    
Şifre :    
  
:: Üye olun    
:: Şifremi Unuttum   
Takvim
Site İçi Arama
 
Google Arama
Google
Anket
Anket Bulunamadı
Müzik Kutusu
Hava Durumu